Ana sayfa LİSTELER Okuma listenize ekleyebileceğiniz yeni çıkan kitaplardan 20 kitap önerisi

Okuma listenize ekleyebileceğiniz yeni çıkan kitaplardan 20 kitap önerisi

195 views
0
PAYLAŞ

Okunacak çok sayıda kitap var ve okunacaklar listemize sürekli yeni kitaplar eklemeye devam ediyoruz. Bu hafta için hazırladığımız kitap önerisi listemizde yine daha çok edebiyat türünde eserlere yer verdik. İşte bu hafta için seçtiğimiz 20 kitap önerisi…

1. Leyla ile Mecnun (Burak Aksak / Küsurat Yayınları)

“Bir yanımız çöl bir yanımız deniz…”

“Zaman döngüseldir ve farklı seçimler yapsan da aynı hayatı yaşarsın. Sana verilmiş bir ömür vardır. Bu dünyadaki zamanın bellidir. Ve her şey bir denge içindedir. Biz… Daha doğrusu ben, o dengeyi bozdum…”

Aynı gün aynı hastanede doğmalarıyla başladı her şey. Bir hayatın birden fazla kez yaşanabileceğinin ve yarım kalmış her hikâyenin tamamlanmaya muhtaç olduğunun bir kanıtıydı onlar. Peki Mecnun bu sefer Leylasına kavuşabilecek mi? Yoksa yine çölde mi açacak gözlerini? Çünkü o çöl çaresiz âşıkların son durağıdır. Kavuşamayan âşıklar o çölde aralar sevdiğini, kavuşanlarsa emlakçı emlakçı dolanır dururlar, 2+1 kombili.

Yayınlandığı dönemde izleyicisini ekrana kilitleyen Leyla ile Mecnun, bu kez bambaşka bir hikâye ile sevenleriyle yeniden buluşuyor. Mecnun, İsmail Abi, Erdal Bakkal, Baba İskender, Yavuz Hırsız, Yedek Kamil, Gözlüklü Çocuk Kaan ve Aksakallı Dede bu kez bambaşka bir maceranın peşine düşüyor. O geminin geleceğine ilk günkü gibi inananların, sevdiği kızın gözlerinin içine bakarak ‘seni seviyorum’ diyemeyenlerin, kendi çölünde kaybolanların hikâyesi Leyla ile Mecnun Burak Aksak’ın kalemiyle yeni başlangıçlar için geri dönüyor.

2. Walter Benjamin-Gershom G.Scholem Mektuplaşmalar 1932-1940 (Kolektif / Kolektif Kitap)

İki büyük savaşın damga vurduğu karanlıkta, tüm güçlüklere karşın bağlarını sürdürme çabalarından vazgeçmeyen Almanyalı iki Yahudi entelektüelin 1932’den 1940’a dek süren mektuplaşmaları, hem döneme hem de yazarlarına ilişkin çok önemli bilgiler sunuyor. 20. yüzyılın en önemli edebiyat ve sanat eleştirmeni olarak ölümünden sonra üne kavuşan Walter Benjamin ile Yahudi mistisizmi ve Kabala üstüne yapıtlarıyla tanınan Gerschom Scholem’in dostluğu, Benjamin’in 1940’ta Fransa-İspanya sınırında intiharıyla sonlanana dek gücünden hiçbir şey kaybetmeden devam etmiştir.

Bugün bildiğimiz eserlerinin ortaya çıkış ve yazılış süreçleri, dönemin entelektüel kişilikleri, edebiyat tartışmaları, Kafka, Baudleaire, Yahudilik, savaş ve ölüm mektupların satırlarında kendisini gösterirken, zor zamanlarda insan olarak var kalabilmenin ne kadar ağır bir yükü taşımak anlamına geldiği de apaçık bir biçimde ortaya çıkıyor. Tüm bu kaygının ve belirsizliğin içinde bile zihinsel üretimlerini hayatta kalma faaliyetlerinin asli öğesi olarak görmeyi sürdüren Benjamin ve Scholem tekerrür etmekte hiç kararsız olmayan tarih için de bir tinsel direniş belgesi sunuyorlar.

“Bugün yayımlanmasını sağladığımız her satır –bu satırları miras bıraktığımız gelecek ne denli belirsiz olursa olsun– bu karanlık dönemin güçlerinin karşısında kazanılmış bir zaferdir.”

3. Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları (Doğu Yücel / Can Yayınları)

“Hayallerin adamını anlatmamı istiyorsunuz benden. Öyleyse anlatacaklarımın da hayalî olabileceği konusunda uyarmalıyım sizi. Gerçeğin gölgesinden başka bir şey elde edemeyebilirsiniz konuşmamın sonunda.”

Düşler, Kâbuslar ve Gelecek Masalları’nı okuyunca, Doğu Yücel’in 2000 yılında basılan bu ilk kitabında yolunu çizdiğini göreceksiniz: Düşler yaşamımızın vazgeçilmez bir parçasıdır ve gerçeklik dediğimiz şeyin de dışında değildir. Bu nedenle, geleceğimizi de onlar belirleyebilir.

Büyülü gerçekçilikten bilimkurguya, korku anlatılarından masal edebiyatına uzanan bu öykülerde düşler ve kâbusların hüküm sürdüğü bir dünyaya adım atıyorsunuz. Bu dünyada ölümün eşiğindeki bir tiyatro oyuncusu hayatının en büyülü performansını sahneye koyuyor, uzak galaksilerden gelen bir uzaylı ölümsüzlüğün sırrını insanlığa bahşediyor, içine şeytan giren bir otopark bariyeri mahalleye dehşet saçıyor. Her an her şeyin olabileceği, tuhaf bir boyut burası ama gerçeklikten hiç uzak değil. Sınavların ve kuralların gölgesinde yaşayan gençler, savaşların ve paranın ekseninde dönen bir dünya tüm hikâyelerde karşımıza çıkıyor. Doğu Yücel alacakaranlık kuşağının puslu atmosferinden kimi zaman ürküterek kimi zamansa gülümseterek sesleniyor.

4. Hayalet Kitap (Doğu Yücel / Can Yayınları)

“Bu yazdıklarımı bir intihar mektubu olarak görme. Derler ya, ‘Her intihar mektubu bir aşk mektubudur,’ diye. Aslında, ‘Her intihar mektubu bir aşk romanıdır,’ aynı zamanda. Yani bu aldığın son mektup sana daha önce yazdıklarımdan farklı değil. Bu da bir aşk mektubu, bu da bir hikâye.”

Hayalet Kitap’ın kahramanı Güldem, bir sabah posta kutusunda bir mektup bulur. Mektubun yazarı ona karşılıksız aşkla bağlı olan Gökalp’tir. Gökalp bir intihar mektubuyla Güldem’e veda eder. Gökalp’in ölümünün birinci yıldönümüyle birlikte tuhaf olaylar baş gösterir. Şimdi Güldem ve arkadaşları İzmir’in çeşitli yerlerinde ve üniversite kampüsünde bir hayaletle mücadele etmek durumundadır.

Doğu Yücel’in ilk olarak 2002’de yayımlanan kitabı birçok defa baskı görmüş, 2004’te ise Taylan Biraderler tarafından sinemaya uyarlanmıştı. Hayalet Kitap, bir hayalet hikâyesi olmasının yanı sıra eğitim sistemine eleştirel bakışıyla ve üniversite öğrencilerinin kampüs hayatını tüm detaylarıyla resmetmesiyle yayımlandığı günden bu yana ilgi görmüş bir roman.

“Fantastik ile gerçekliğin sınırlarını zorlayan bu sürükleyici macera, müziğe ve edebiyata yaptığı şık göndermelerle kalbinizi çalacak. Sadece ilk sayfayı çevirin, yeter.” —Karin Karakaşlı

5. Örümcek Ağında Çırpınma (Melike İnci / Yitik Ülke Yayınları)

“O Anda”, “Aşk Sıraya Girmez” ve “Herkes Kırılır” adlı romanların yazarı Melike İnci’den çarpıcı öyküler.

“Gönül. Kırk iki yaşında. Haftanın altı günü, hayat saat altıya çeyrek kala çalar saatin zırıltısıyla başlar. Yatağından kalktığı gibi banyoya koşar. Hızlıca yüzünü yıkayıp dişlerini fırçalar. Akşamdan kâğıda sardığı saçlarını açar. Buklelerini dikkatlice şekillendirir. Sonra iddialı bulduğu dalgalı saçlarını fırçalayıp sımsıkı bir topuz yapar. Yine yatmadan havalandırmak için balkona astığı giysilerini bir yerinde lekesi var mı, diye kontrol ettikten sonra hızlıca giyinir. Yatağını da hızlıca kapatıp altıyı beş geçe evinin kapısını kilitler.”

Gönül, Elif, Nezihe, Aygül, Aslı ve daha birçok kadının hayatla ilişkileriyle/ilişkilenmeleriyle örülmüş ağdaki çırpınmaları birbirine bağlı öykülerde anlatılıyor.

6. Yılanlar, Gündoğumları ve Shakespeare (Gordon H. Orians / Metis Yayıncılık)

“Bu kitap, çok uzun bir zaman önce Afrika savanlarında kendilerine yaşayacak yer seçen, yiyecek ve güvenlik arayışı içine giren ve küçük avcı-toplayıcı topluluklar kurarak sosyalleşen atalarımızın verdiği kararların, duygusal yaşamlarımızda bıraktığı izleri bulma çabalarımın sonuçlarını aktarıyor… İnsan davranışlarına evrimsel bir açıdan yaklaşarak duygusal yaşamlarımızı daha yaratıcı bir şekilde düşünebileceğimizi, bu konudaki pek çok sorumuza cevap vermenin bir yolunu bulabileceğimizi göstermeyi umuyorum.”

Tarihöncesi atalarımız hayatta kalmak için bazı şeyleri (örneğin yüksek kalorili yiyecekleri) elde etmek, bazı şeylerden de (örneğin tehlikeli hayvanlardan) kaçınmak durumundaydı. Çevre koşullarının dayattığı yaşam tarzına uyum sağlayanlar hayatta kalıp ürüyor, diğerleri ise eleniyordu. Böylece atalarımızın başlangıçta bilinçli olan kimi tercihleri zamanla içgüdüsel tercihler olarak bütün insanlığa miras kaldı. İşte bu yüzden hemen hepimiz sözgelimi bal gibi tatlı, yüksek kalorili yiyecekleri severken yılan gibi hayvanlardan içgüdüsel olarak korkuyoruz.

Yılanlar, Gündoğumları ve Shakespeare’de, evrim biyoloğu Gordon Orians, geçmişin hâlâ bizimle olan “hayaletlerinin” izini sürüyor. Estetik zevklerimizin, damak tadımızın, korkularımızın, beceri ve zaaflarımızın kökenlerine evrimsel bir mercekten bakan Orians, bunların geçmişte bize nasıl hizmet ettiğini ve günümüzde hayatımızı nasıl etkilediğini inceliyor.

7. Faşizm Üzerine Önlenebilir Yükseliş (Margit Köves, Shaswati Mazumdar / Yordam Kitap)

Kapitalizm, sancılar içinde doğarken insanlığa ümit ve iyimserlik esinlemişti. Kendisiyle birlikte refahın da yükseleceğini, insanlığa bir ferahlık geleceğini vaat etmişti. Önce kan ve irinle çevrilen çarklarıyla gösterdi gerçek yüzünü. Sonra makineli tüfek ve top mermileriyle. Vahşi sömürü koşullarını gaddar savaşlar izledi. Peşinden krizler geldi; dünya işsizlik, fakirlik ve salgın hastalıklarla kavruldu. Nihayet faşizm boy verdi kapkara yüzüyle. Almanya, İtalya, Japonya, Portekiz ve İspanya’da faşist rejimler kuruldu. Faşist hareketler dünyanın her yerinde uç verdi.

Günümüz dünyasında yeni biçim ve eğilimleriyle kol gezen faşizm belası, işçi sınıfı için hem karşı konulup alt edilmesi gereken bir hedef, hem de Marx’ın kuramlarıyla analiz edilip yorumlanması gereken dünya-tarihsel bir olguydu; bugün de öyledir.

Faşizm üzerine hazırlanmış bu derleme, bir yandan geçmişe bir yandan bugüne bakabilen geniş perspektifiyle, kuram ve olgu arasında uygun bir denge kuran mimarisiyle ve faşizm üzerine yazılmış en önemli metinleri bir araya getiren özenli seçiciliğiyle benzersizdir.

Anson G. Rabinbach, Antonio Gramsci, August Thalheimer, Bertolt Brecht, Daniel Guérin, Ernst Bloch, Georg Lukács, Georgi Dimitrov, Clara Zetkin, Kurt Gossweiler, Kurt Pätzold, Michal Kalecki,
Palmiro Togliatti, Reinhard Kühnl, Robert Erlinghagen ve Tim Mason’ın değerlendirmeleriyle…

8. Koca Kurt (Ahmet Say / Kor Kitap)

Ahmet Say’ın ustalığı, Türkiye’nin ekonomik-toplumsal yapısı hakkındaki bilgisini bilgiçliğe kaçmadan vermesinde. Bunu yaparken mizah yeteneğini de ortaya koymuş oluyor. Nice önemli doğruları kısa bir cümle içinde verebiliyor; gereksiz açıklamalara girmiyor, okurun anlayışına güveniyor.

9. Akademisyenlerden KHK Öyküleri (Kolektif / Nota Bene Yayınları)

Fikirlerinden ve ruhsal donanımlarından başka hiçbir şeyleri olmayan Barış Akademisyenleri’nden, özel tarihlerini kaleme alan on beş yazarın anlatısını okurken barış fikrinin nelere mal olduğuna, hayatların nasıl başa yıkıldığına içeriden tanıklık edeceksiniz. Ama payınıza düşen sadece tanıklık değil. Mağdurun saf haysiyetinden doğan bu kitapta asıl işiteceğiniz şey, hepimizin hakkı olan uygarlığın dili olacak. —Sema Kaygusuz

Bu kitabın içindeki öykülerin sahipleri, isimleri ve imzalarıyla sundukları cesareti şimdi yazdıklarıyla da sürdürmüşler. Homeros’tan bu yana bitmeyen bir dileğin ve umudun temsilcisi olarak şunları söylüyorlar: Başımıza gelenler, bizden sonra da bu dünyayı yaşamaya devam edecek çocuklarımızın dilinde şiir ya da şarkı olacaktır. Öykülerimiz çocuklarımızın söyleyeceği şarkıların kelimelerini taşıyorlar. Öyle okuyun! —Ercan Kesal

Sokrates’ten Bruno’ya, Behice Boran’dan Server Tanilli’ye, düşün dünyası onurlu adlarla doludur. Şu günlerde biz de tarihi anlama sahip süreçlerden geçiyoruz. Aynı iktidar hırsı hüküm sürüyor ve aynı onurlu sesler buna itiraz ediyor. Bu kitapta, itiraz edenlerin sesi yer alıyor. Günlük hayatların sıradan ayrıntıları, küçük beklentileri anlatılıyor. Her bir hikâye ve her bir kelime, büyük bedellerin tasviridir. Açlıklar, ağlayışlar, üzüntü ve öfkeler, daha iyi bir geleceğe olan umuda bağlanıyor. Kim yok edebilir o umudu? —Burhan Sönmez

10. Yeşil Bir Ülke (Hüseyin Edemir / Nota Bene Yayınları)

Hüseyin Edemir’in üçüncü kitabı Yeşil Bir Ülke, okuru peşinden sürükleyecek kurgu ve dil estetiğine sahip öykülerden oluşuyor. Yazar, karakterlerin umut ettiren, gülümseten, bazen de üzüp öfkelendiren dünyalarını, duru ve zengin bir dil ile anlatıyor. Yeşil Bir Ülke, tüm kaçaklar, mülteciler ve ötekileştirilenler açısından hayatın anlamını sorgularken, aslında zorla yersiz yurtsuz bırakılanlara dair, okuru da kendi içine bakmaya davet ediyor. Böylece sadece Ege denizinde bir botta değil, köyünde, çocukluğunda ya da odasında mahsur kalanların hikayeleriyle de kesişen metinler ortaya çıkıyor. Otobiyogra fik izler taşıyan bu kitap, umutsuzluğun yaygınlaştığı, koşulların ağırlaştığı dönemlerin fotoğrafını çekip vicdanlarla buluşturma çabası içeriyor. Yeşil Bir Ülke, gerçek hayatta olduğu kadar metinlerde de genellikle görülmek istenmeyeni anlatırken, onların edebiyatta yer bulamayan öykülerini edebiyatın gündemine taşımayı amaç ediniyor.

11. Son Cevizlik (Fatma Nuran Avcı / Nota Bene Yayınları)

Son Cevizlik; ağaçların katledildiği, üretim alanlarının, toprakların yağmalandığı, güçlülerin acımasızlığı, hırsı karşısında çaresizlerin şaşırıp yalpaladığı, taşra gerçekçiliğinden uzaklaşmadan, iyilik, kötülük, yokluk, zenginlik, umutsuzluk, umut, muhtaçlık, korku, insan ve doğa sevgisi ekseninde, geçmişin tortusuyla şimdiki zamanı anlatan öykülerden oluşuyor.

Unutulmuş, kaybedilmiş, hayal kırıklığına uğramış insanların sesinde, ince, duygulu tınılar yerine umudun, neşenin olması öyküleri farklı kılıyor. Yazarın yalın, özgün ve kapalı anlatımdan uzak, derdini kolayca döküveren, özellikle de günlük konuşma dilini çok iyi kullanan anlatım tarzı, basit düşünme biçimleriyle öykü kahramanlarını, son derece gerçek ve sahici kılıyor. Yansıtılan sahnelerin arka planında doğanın hışırtılı, esintili ağaçları da eksik değil.

Son ceviz ağacının gölgesinde, yağmur korkusuyla toplanan kirazların, silkelenen dutlarla birlikte kırgınlıkların, küskünlüklerin de döküldüğü çarşafların atmosferinde gelişen öyküler, doğanın karşısında insanın yaşam mücadelesini, vazgeçmişliğini, kabul etme biçimlerini sorguluyor. Güçlülerin dünyasında kandırılanların, ezilenlerin haklı öfkesinin, nefretinin yanında, ne olursa olsun merhameti elinden bırakmayan kahvecinin yüreği yeniden insanlığımızı düşündürüyor. Bir bardak çay olup içimizi ısıtıyor iyilik.

Öykülerin geneli, kendi yasa ve düzeniyle işleyen kasabalarda geçiyor. Suçların, kanunsuzlukların çabucak örtüldüğü, dosyaların kapatılıverdiği durumlarda vicdan ve adalet gibi varlığı sürekli tartışılan olgular da aslında taşranın koyu çaresizliğine teslim oluyor. Konu ve temanın, genel olduğu kadar günceli de yakalayan bir titizlikle seçimi, diyaloglarla zenginleşip ritmini düşürmeyen öykülere dönüşüyor. Kapatılan fabrikalarla işsiz kalanların bir an önce para kazanma, zengin olma uğruna başlarına gelenlerin anlatıldığı ironik öyküler acıyla gülümsetiyor. Ağır çalışma koşulları altında, emeğinin karşılığını alamayan insansa sonunda yanlışlara sürükleniyor.

Olayların ve kahramanın eşit kurgulandığı öykülerde atmosfer de göz ardı edilmemiş. İlk öykü kitabıyla Fatma Nuran Avcı, öykücülüğümüze gerçekçi ve sağlam bir adım atıyor. Yazar, 2016 Yılında Nilüfer Belediye’sinin Yaşar Kemal Öykü Yarışmasında 1124 öykü arasından “Son Cevizlik” adlı eseriyle birinciliğe layık görülerek başarısının işaretini vermişti.

Değişen, değişirken çürüyüp bozulan geleneksel yaşamın bitmeyen sorguları; ezen ve ezilenlerin, haklı ya da haksız her durumda var olan toplumsal sorunları öykülerin, geçmiş zamanda ya da şimdi’de değil de sonsuz bir boşlukta salındığı izlenimini veriyor. Kenarda, bir başına kalmış, kaybolmuş insanın, acımasız olayların anlatıldığı gerçekçi öykülerin hissettirdiği duygularla yeniden düşünmeli: Vicdan, merhamet, adalet gibi kökü yabancı olan kelimeler gerçekten bizden çok ayrı ve uzağımızda mı?

12. Katre (Handan Gökçek / DeliDolu)

Yaşamın kıyısında gezinen “kadın” öyküleri

6-7 Eylül olaylarını arka plana aldığı Elenika ve bir mübadele hikâyesi olan Ah Mana Mu ile tanıdığımız Handan Gökçek, yeni kitabı Katre’de, sevgisizlik, yalnızlaşma, aile içi şiddet gibi konuları ele alan sarsıcı öykülere imza atıyor.

21 öykü ve bir tiyatro oyununun yer aldığı Katre, şaşırtıcı sonları ve metinler arası göndermeleriyle okurları farklı deneyimlerin sınırında gezdiriyor.

Katre, toplum tarafından “ötekileştirilen” kadınların hayatlarından kesitler sunuyor.

Ağırlıklı olarak kadın hikâyelerine yer veren Katre, fiziksel ve ruhsal şiddet, baskı, çocukluk travmaları, öteki olma durumu gibi güncel sosyal sorunlar üzerinde duruyor.

Kâh bez bir bebeği konuşturan kâh albino dünyalarımıza giren Handan Gökçek, Katre ile sevgisizlikten yitip gitmekte olan kadınlara cesaret ve umut aşılıyor.

Gözlerim düğüm benim, ağzım da. Çok oldu unutalı sesimi. Pencereme konan kuşlar bile fısıldıyor yalnızca. Konuşmak yasak burada. Ben yasakladım. Burada kimse inanmıyor masallara. Masallara inanmayanlar bana nasıl inanacaklar ki? Sustum, gözlerim düğüm benim, ağzım da…

13. Devrim Ateşinin Gölgesinde (Ayfer G. Cambier / AYA)

“Kafesin tabanından Lime ka­fasını yana eğmiş bana baktı. ‘Evet evet, endişeni anlıyoruz’ der gibiydi. Parmağımı dudağıma götürüp “Şşşhhh…” diye fısıldadım usulcacık. Sanki onlar ötmeye başladığında dışarı­daki savaş yeniden başlayacakmış gibi. Salonda bir süre sessiz sessiz oturdum. Ortalıkta in cin top oynuyor gibiydi. Dışarı­dan parlak bir ışık huzmesi mutfağın buzlu penceresinden sa­lona yansıyordu. Genelde ev sahibinin sabah namazını kılmak için evden çıktığını duyardım ama bu sabah hiçbir şey duy­mamıştım. Guy’ın telefonu çalmaya başlar başlamaz dişlerimi dudaklarıma bastırdım. Ah işte şimdi başlayacaktı.”

Bir ülke; Libya…

Bir şehir; Bingazi…

Yıllardır tırmanan bir gerilim ve ismi artık korkuyla karışık bir saygıdan çok nefretle anılmaya başlanan bir lider; Muammer Kaddafi.

Her şeyin ortasında kendi kaderini tayin etmeye çalışan bir halk…

Yoga hocalığına başlayan, uzun zamandır tek satır yazamadığı romanıyla boğuşan ve entelektüel, güzel bir kadın olan Elif, Britanya Akademisi çalışanı eşi Guy’la birlikte iş nedeniyle Bingazi’de yaşamaktadır. Bir yandan Hindistan’da tanıştığı usta Krişna’yla iletişimde olan, Guy’la aralarındaki ilişkide sürekli gelgitler yaşayan Elif, diğer yandan Arap kültürünün kadına bakışını kabullenemeyip bu bakışla sürekli çatışmaktadır. Elif’le Guy’ın aralarındaki sevgi sürekli sınanırken, Bingazi’de köklü bir değişimin ayak sesleri işitilmektedir: Arap Baharı’nın…

Devrim çatışmalarının ortasında kalan Elif ve Guy, diğer Britanya Akademisi çalışanlarıyla birlikte ülkeden çıkabilmek için harekete geçerler. Fakat bu umdukları kadar kolay olmayacaktır. Kan kokusu, silah sesleri, çığlıklar çok yakındadır!

Ayfer G. Cambier sade diliyle, gerçekçi sahneleriyle ve çok katmanlı bir okuma olanağı tanımasıyla öne çıkan yeni romanı Devrim Ateşinin Gölgesinde’yle sizleri soluk soluğa okuyacağınız bir serüvene davet ediyor.

14. Firar (Dominique Manotti / Dipnot)

“Sizlere Carlo’nun içine düştüğü tuzağın sadece onu hedeflemediğini, parlamento dışındaki solun, silahlı mücadele yanlısı olalım ya da olmayalım, hepimizin mücadelesini itibarsızlaştırmayı hedeflediğini anlatmaya çalışıyorum. Yanılmayalım, kaderlerimiz artık birbirine bağlı. Eğer geçmişimizi kurtarmak için hep birlikte mücadele etmezsek bir kez daha kaybedeceğiz ve İtalya’nın mücadele tarihinden silinip gideceğiz.”

Gerçek Yaşananlarda mı Yoksa Anlatılanlarda mı Gizli?

İtalya’nın kurşunî yılları. Bir firarın hemen sonrasında, başarısızlıkla sonuçlanan kanlı banka soygunun ardında yatan gerçeklere, firara anlık bir kararla katılmış ve sonrasında Fransa’ya geçmiş olan genç bir adamın yazdığı başarılı romanı, Fransa’da mülteci olarak yaşayan İtalyan devrimcilerinin tartışmalarını ve faaliyetlerini ve İtalyan siyasi polisinin güdümündeki sivil faşist, paramiliter örgütleri izleyerek ulaşmak mümkün olabilecek midir?

Firar bir solukta okunacak türden sıkı bir polisiye…

15. Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü (Gertrude Stein / Metis Yayıncılık)

Yirminci yüzyılın sanat ve edebiyat dünyasına öncülük eden bir kent: Paris. Umut dolu yıllar ve umut dolu yaratıcı insanlar.

O zamanlar henüz kimsenin dönüp resimlerine bakmadığı Picasso, Matisse, Gris, Braque; savaş yaralarıyla ölen Apollinaire; yeniyetme bir yazar, Ernest Hemingway; biraz biraz ünlenmiş Sherwood Anderson ve daha niceleri…

Ve hep gözlemleyen, hep edebiyat denemelerine girişen, karizmatik kişiliğiyle bir efsaneye dönüşen öncü bir yazar: Gertrude Stein.

Yaklaşık elli yılını birlikte geçirdiği yakın dostu Alice B. Toklas’ın ağzından yazdığı bu renkli “özyaşamöyküsü”nde, Birinci Dünya Savaşı öncesi umut ve yenilik dönemini, savaşın yıkımlarını ve kendi edebiyat deneylerini tümüyle kendine özgü bir tarzda anlatıyor Gertrude Stein.

16. Sobe Siyah Orkide (Yaprak Öz / Yitik Ülke Yayınları)

Korku edebiyatımızın kraliçesi Yaprak Öz’den nefes kesen yeni bir roman: “Sobe Siyah Orkide”

Size çok acı vermiş birinin ölmesini ister misiniz?

Aşk kurbanı iki kadın bir araya gelirse ne olur?

Bazen korkmamız gereken tek şey, kendi acımız ve bunu dindirmek için yapabileceklerimizdir… Jülide’nin büyük umutlarla taşındığı Işıl Apartmanı’nda ise, asla tahmin edemeyeceği acılar saklıdır. Yaşlı bir hanımefendi ile iki iş kadınının ikamet ettiği, tüm sırları bilen bir vitrin mankeni ile kalbi kırık bir apartman görevlisinin görünüp kaybolduğu Işıl Apartmanı’ndaki saklambaç oyununa hoş geldiniz. İnsan doğasının keskin uçlarına dair ürpertici bir günlükle yapılan hesaplaşmayı anlatan bu sürükleyici korku romanı, Yaprak Öz’ü okurlarıyla bir kez daha buluşturuyor.

17. Padişahı Devirmek (Burak Onaran / İletişim Yayıncılık)

Padişahı Devirmek, 1859 ve 1867 yıllarında İstanbul’da açığa çıkarılan iki isyan hazırlığı üzerinden iktidarın devrilmesi girişimlerinin Osmanlı siyasi hayatı ve zihniyet evrenindeki izdüşümlerini ele alıyor. Bu kapsamlı araştırmasında Burak Onaran, 17. yüzyıldan itibaren imparatorlukta yaşanan hal’ girişimlerinin seyrini, bu eylemleri düzenleyenleri ve taleplerini tarihsel bir bütünlük içine yerleştiriyor. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından (1826) sonraki dönemde, Kuleli Muahedesi ve Meslek Cemiyeti mensuplarının kalkıştığı padişahı devirmeye yönelik ilk iki girişimi ayrıntılı şekilde inceliyor. Sanıkların ifadeleri ve diplomatik yazışmalar gibi ilk kez kullanılan belgelerden de hareketle, hem olayları kendi tarihsel bağlamı içerisinde yeniden anlatıyor hem de “tarihsel anlatı”nın zaaf ve imkânlarını tartışmaya açıyor.

18. Çelebi, Delice ve Adam (Ferhat Fuzuli / Agora Kitaplığı)

Daha önce “Sağanak Fotoğraf” ve “Meserret ile Şükran” adlı kitaplarını yayınladığımız Ferhat Fuzuli bu ilk romanında, Tirilye’de doğayla ve zeytin ağaçlarıyla iç içe ömrünü sürdüren bir karakterin geçmişe dönük muhasebesini, doğanın nasıl bir bilgelik kaynağı olduğunu anlatıyor…

19. Ekolojik İhtilaflar ve Kapitalizm (Aykut Çoban / İmge Kitabevi)

Ekolojik İhtilaflar ve Kapitalizm ekolojiyi kapitalizm bağlamına yerleştirmekle yetinmiyor, kapitalist yapılar tarafından belirlenen ve onlar üzerinde belirleyici etkileri olan ekolojik çelişkilerin, çeşitli ve çok katmanlı niteliğini tartışmaya girişiyor.

Kapitalizmin yapısal çelişkileriyle dirsek temasındaki ekolojik çelişkiler, ekolojik ihtilaflar olarak karşımıza çıkar. Kitap, uluslararası ve toplumsal düzlemlerde beliren bu ihtilafları ele alıp inceliyor. Bunu, siyaseti ekonomiden, kamusalı özel alandan, uluslararasını ulusal ölçekten, toplumu doğadan, insanı sınıf ilişkilerinden, egemenlik haklarını özel mülkiyet haklarından tümüyle koparıp ayırmak yerine, bunlar arasındaki karşılıklı etkileşimleri ortaya koyarak yapıyor.

Kendisi de bir ihtilaf kaynağı olan toplumsal-ekolojik mücadeleler, taleplerini gerçekleştirmek için kapitalist düzene baskı uygulayarak çelişkileri keskinleştirirler. Ekolojik yıkıma yönelmiş kapitalist birikime son verecek olan; yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası ölçeklerde çeşitli örgütsel biçimlere bürünerek serpilip gelişen toplumsal mücadelelerdir. Kitapta ekoloji mücadelesinin rolü ve etkisi de çok katmanlı çelişkiler ve uğrak etkileşimleri bağlamında tartışılıyor.

20. Chicago Kıyıları (Stuart Dybek / Yüz Kitap)

“Chicago Kıyıları o kadar güzel bir kitap ki, aslına bakarsanız yazar olmak isteme sebebim de bu kitaptaki ‘Sıcak Buz’ adlı öyküdür. … Stuart Dybek Amerika’daki en şiirsel yazarlardan biri.” —George Saunders

“… arayıp hep istediğim bir şeyi kayıp diye bildirmenin işe yarayıp yaramayacağını merak ettiğimi hatırlıyorum. Zira o zamanlar bana şöyle geliyordu: İnsanın hep istediği ama hiç sahip olmadığı bir şey yine de onundu …”

Amerikalı yazar Stuart Dybek’in öykülerinde Güney Chicago’daki etnik mozaiği oluşturan insanların hayatı hayaller, mitler, sesler ve kokularla harmanlanmış bir kent şiirine dönüşüyor. Bu öyküler gerçekle fantastiği, etnik adetler ile Katolik ritüellerini iç içe geçirerek kentin hafızasını lirik bir dille kayda alıyor.

Çoğu öykü, gündüzün dünyeviliğinin yerini yeraltındaki duygulara bıraktığı, hayatın sıradanlığının sanrılı bir büyüleyicilik kazandığı alacakaranlık zamanında geçiyor.

Bir conga davulcusu ölmüş sevgilisinin hayalinin peşinden metronun derinliklerine sürreal bir yolculuk yapar. Alkolik bir kasap kendini ölü bir kızla buzluğa kilitlenmiş bulur. Uyurgezerler mahallenin lokantasına dadanır. Belediye tarafından kentsel dönüşüm bölgesi ilan edilen mahallede binalar yıkılır, caddeler otobana dönüştürülürken mahalledeki işsiz gençler kaybettikleri geçmişi sokaklarda arar dururlar. Yukarı kattan süzülen Chopin ezgileri, bir çocukla yersiz yurtsuz dedesini müziğin hüznü etrafında bir araya getirir. Bütün öykülerde, dışarıda kalanları, uyumsuzları, eksantrikleri, hayalperestleri birbirine ortak bir kayıp ve özlem duygusu bağlar.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here