Ana sayfa SÖYLEŞİ / RÖPORTAJ Oya Baydar: “Sanatta ve edebiyatta amaçla araç iç içedir”

Oya Baydar: “Sanatta ve edebiyatta amaçla araç iç içedir”

PAYLAŞ

Hakan Özbek
Twitter: @gormoti

Edebiyatımızın değerli yazarlarından Oya Baydar, Yolun Sonundaki Ev romanında güçlü bir Türkiye panoraması çiziyor. Bir apartmanda yaşayanlar üzerinden ülkenin dününe, bugününe ışık tutuyor. Bu romanda hepimizin hikayesi anlatılıyor…

Oya Baydar anlattıkları ile bende çok özel yeri olan yazarlardan. Onunla söyleşi yapmak fikri bile beni fazlasıyla heyecanladırırken, bu söyleşiyi gerçekleştirmiş olmanın verdiği mutluluğu siz tahmin edin.

Vakit ayırdığı için Oya Baydar’a buradan bir kez daha teşekkür ederken, bu söyleşiyi gerçekleştirmemde desteğini esirgemeyen Can Yayınları’ndan Fazilet Onat’a da teşekkür etmeden geçemeyeceğim.

Sözü fazla uzatmadan sizleri Oya Baydar ile Yolun Sonundaki Ev üzerine yaptığımız söyleşiyle baş başa bırakıyorum…

Yolun Sonundaki Ev bu yıl okuduğum en iyi, tüm zamanlarda da en iyilerden biri oldu. Öncelikle bu değerli eser için size teşekkür ediyorum. Çok değer verdiğim bir yazarla röportaj yapmak da ayrı bir heyecan ve mutluluk benim için. Yazdıklarınız önemli mesajlar barındırıyor. Sizin için edebiyat bir araç mı yoksa amaç mı?

Sanatta ve edebiyatta amaçla araç iç içedir. Söyleyeceğiniz, paylaşacağınız, başkalarına yansıtacağınız bir şey vardır; kendinizi sanat ve edebiyatla gerçekleştirmeyi, kendinizi aşmayı amaçlarsınız. edebiyat ya da sanat: müzik, resim, heykel, vb. amaca ulaşmak için kullandığınız araçlardır. İyi sanat ve edebiyat eserleri amaçla aracın uyumlu birliğinden doğar.

Yolun Sonundaki Ev gerçekten de herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bir roman. Bu sanırım oldukça geniş bir zaman dilimini ve coğrafyayı ele almasından kaynaklanıyor.

Evlatlarını hunharca harcayan zor bir bölgede, tarihin acı olaylarının tekrarlanıp durduğu, başka bir deyişle tarihin asla tarih olmadığı bir ülkede yaşıyoruz. İnsan hikâyeleri çağlar boyunca döne döne tekrarlanıyor. Herkes kendi macerasını yaşasa da, oyun aynı sahnede, aynı dekorun önünde oynanıyor. Romanda herkesin kendinden birşeyler bulabilmesinin nedeni bu olsa gerek.

Her ne kadar karakterler kurgu olsa da bazı edebi eserler tarihi tarih kitaplarından çok daha iyi anlatıyor. Yolun Sonundaki Ev de tam olarak böyle… Türkiye’nin hala çözemediği sorunların ortaya çıkışına tanıklık ediyoruz. Bu durum bir yazar olarak size daha fazla sorumluluk yüklüyor mu?

Evet, yüklüyor tabii. Bu türlü konuları ele almak fantastik edebiyattan veya toplumsal bağlamdan kopuk hikâyelerden, psikolojik ya da polisiye romanlardan daha farklı hassasiyetler, toplumsal-tarihsel gerçeklik arayışı gerektiriyor. Öte yandan, yazdıklarınızın tarih metni, anı aktarımı, ideolojik-siyasal propaganda olmaması; gerek kurgu gerekse anlatım, dil, duygu açılarından edebî düzeyi tutturması için dikkatli olmanız lâzım.

Yolun Sonundaki Ev sakinleri sürekli bir “uğursuzluk” ile mücadele ediyor. Pişmanlıklar, geçmiş… Bu bir yandan da Türkiye’nin durumunu gösteriyor sanırım.

Uğursuzluktan çok, nesiller boyu tekrarlanan, tam kurtulduk derken bir biçimde yenilenen bir “kötü kader” söz konusu. Evet, ülkemizin tarih boyunca boğuştuğu sorunlar…

Kitabınızda “Coğrafya kaderdir” diyorsunuz? Neden peki?

Bu, İbn-i Haldun’a atfedilen bir sözdür ve gerçeği yansıtır. İsveç’de, Fransa’da, İzmir’de doğmakla Afganistan’da, Eritre’de, Lice’de, Dersim’de doğmak kişinin elinde değildir, kaderdir; ve o kader bütün hayatınızı etkiler, biçimlendirir.

Bugün insanlar biraz daha sakin bir yaşam için İstanbul’dan ayrılmanın hesaplarını yaparken, sizin anlattığınız İstanbul buram buram huzur kokuyor. Aslında kitabınızda bu değişim süreci yer alıyor ancak sizce İstanbul bu hale nasıl geldi?

Yolun Sonundaki Ev’de anlatılan 1960-70’ler İstanbul’u, kendine göre sorunları olmakla birlikte gerçekten de daha insanî, daha huzurlu ve yaşaması daha kolaydı. O günlerden bu günlere ülkeyi sarsan toplumsal değişim fırtınasının şehre nasıl yansıdığını anlatmaya çalıştım romanın yan izleği olarak. Dünyayı ve Türkiye’yi bu hale getiren neyse İstanbul’u bu hale getiren de o: vahşi kapitalizmin, neoliberal düzenin rant tutkusu ve insanî değerlere saldırısı.

Ülke olarak tarihe düşkünlüğümüz var sanırım ancak geçmişten ders çıkarmak noktasında hala bir arpa boyu yol kat edebilmiş değiliz gibime geliyor. Bir de komplo teorilerinden vazgeçemiyoruz. Kitabınızın finali de ülkenin durumunu özetler gibi… Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Geçmişten ders çıkarmak mümkün olsaydı, yüz yıllar hatta bin yıllar boyunca sadece bizde değil dünyada da bunca korkunç gelişme yaşanmazdı. Tarih öğreniliyor ama ne yapmamak gerektiği tarihten öğrenilemiyor. Tek tek birey insan ve bir bütün olarak insanlık iktidar olgusu ve hırsıyla, yabancıya nefret ve korkuyla, maddî çıkar tutkusuyla hesaplaşıp bunları aşmadıkça tarihten ders çıkarmak boş bir temenni olarak kalacak.

Hepimizden bir şeylerin olduğu bu romanda sizden bir şeyler de mutlaka vardır diye düşünüyorum. Size en yakın karakter hangisi acaba?

Duygu ve karakter olarak Oma. Ancak otobiyografik bir roman değil Yolun Sonundaki Ev.

Oya Baydar denildiğinde aklıma hep iyi işler yapan bir insan geliyor. Aldığınız kıymetli ödüller için de sizin yazarlığınızın nişanesi diyebiliriz. Üretkenliğinizden hiçbir şey kaybetmiyorsunuz? Bunu nasıl muhafaza ediyorsunuz? Sürekli okuma ve araştırma yaparak mı?

Değerlendirmeniz için çok teşekkürler, ancak hep iyi işler yapmadım, yanılgılarım, yenilgilerim oldu. Bilerek, isteyerek hiç kimseye, hiçbir canlıya kötülük yapmadığımı söyleyebilirim sadece. Bu yaşta üretkenliğimi sürdürebilmemi de herhalde insanın ve toplumun sorunlarından kopmamış olmama, insanın trajik kaderini birazcık da olsa hafifletebilmek için çaba göstermeme, her şeye rağmen insandan/insanlıktan umudumu kesmemiş olmama bağlayabiliriz.

Her zaman cesur bir yazar oldunuz. Bunun sıkıntısını da çektiniz yıllarca. Maalesef ülke olarak gerçekleri pek sevmiyoruz. Şimdi geriye dönüp baktığınızda “keşke“ dedi”iniz ya da yetersiz kaldığınızı düşündüğünüz anlar var mı?

Gerçekler çoğu zaman ağır gelir, acıtır. Bu yüzden gerçekleri işaret edenlerden hoşlanmayız, görmezden gelmeyi yeğleriz. Yetersiz kaldığımı düşündüğüm pek çok şey var. Daha çok ve daha derin okumuş, daha fazla bilgi edinmiş, daha geniş düşünebilmiş olmayı isterdim. Hele de insan yaşlanıp da vaktinin az kaldığını hissedince bu konudaki “keşke”ler büyüyor.

Sizin yazdıklarınıza doymak mümkün değil. İnsan bitmesin istiyor okurken. Peki yeni bir çalışmanız var mı?

Henüz filiz halinde olan, olgunlaştırmaya, geliştirmeye çalıştığım bir fikir var kafamda. Belki de adı Köpekli Çocuklar Gecesi olacak distopik bir roman. Ama daha epeyce çalışmam, araştırmam ve uygun bir kurgu bulmam gerek.

Peki Oya Baydar en çok kimleri okur?

Çocukluğumdan beri ezbere bildiğim, Saint-Exupery’nin Küçük Prens’ini saymama bile gerek yok. Bunun dışında, klasikleri döner döner okurum. Marquez’den Fuentes’e, Cortazar’a Latin Amerika edebiyatını, sonra Saramago’yu, Kafka’yı, İkinci Dünya savaşı sonrası Alman edebiyatını, Uwe Timm’i kendime yakın buluyorum. Son zamanlarda Türkiyeli genç edebiyatçıları okumaya hız verdim. Bazılarını hayranlıkla izliyorum. Şiir ise her zaman favorim.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.