Ana sayfa İNCELEME “Bizim mahallenin” haksızlıkları: Üzgünüm Yazmak Zorundaydım

“Bizim mahallenin” haksızlıkları: Üzgünüm Yazmak Zorundaydım

PAYLAŞ

Özgen Aydos
Twitter: @ozgenaydos

Üzgünüm Yazmak Zorundaydım, genç bir gazetecinin; Makbule Cengiz’in Halk TV’de çalıştığı dönem yaşadıklarını anlatıyor. Kitabı okurken hem Türkiye’nin yakın tarihiyle yeniden yüzleşiyorsunuz hem de çoğu insan olarak “bizim mahalle” denilen, emekçinin sesi olarak bilinen Halk TV yöneticilerinin yaptığı haksızlıkları öğreniyorsunuz.

Medya dünyası dışarıdan çok renkli gözükse de içeriden çok karışık, alengirli ve dolambaçlı. Gazetecilik demiyorum bakın, gerçek gazetecilik Uğur Mumcu’yla, Abdi İpekçi’yle öldürüldü. Geriye kalan sayılı isim ise merkez medyadan uzaklaştırıldı. İşte tam da böyle bir dönemde, yani artık televizyonda gördüklerimize inanmadığımız bir dönemde genç bir gazeteci çıktı meydana, Türkiye’nin yakın tarihinin en önemli olaylarından biri olan Gezi’yi olduğu gibi anlattı. Hiçbir bilgiyi saklamadı, olmayanı var, olanı yok yapmadı, günün neredeyse her saati o parkta, meydanda olanları anlattı. O genç gazeteci Makbule Cengiz’di. Makbule Cengiz, halkın muhabiri oldu, “evimizin kızı” oldu, küçücük yaşına rağmen korkmadı.

Peki ona bu kitabı yazdıran ne oldu? Neden “Üzgünüm Yazmak Zorundaydım” dedi? Gelin nedenlerine beraber bakalım…

Deniz Baykal ile tanışma

Kitabın ilk bölümünde kendini anlatıyor Makbule Cengiz. Okumaya ne kadar meraklı olduğunu, eve giren gazetelerin her köşesini okuduğunu, sevdiği yazıları kestiğini, kendine bir arşiv oluşturduğunu. Lisede ünlü biriyle röportaj yapması gerektiğinde dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ı tercih ettiğini. Çocuk haliyle Baykal’a ulaştığını öğreniyoruz kitapta. Baykal, Cengiz’e o yaşta olmasına rağmen çok güveniyor, fikirlerini ciddiye alıyor. “Mutlaka Ankara’ya gelmelisin” diyor ve ekliyor, “Sen mutlaka gazeteci olmalısın.”

Ankara’dan Gezi Parkı’na

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nü kazandı Cengiz. O sırada yeni kurulan ve Halk TV’de çalışmaya başladı. Para alamıyordu ama olsundu, sevdiği işi yapıyordu. Zaten bu meslekte birilerinin sizi sömürmesi böyle başlıyor; sadece sevdiğim işi yapayım da para kazanmasam da olur önceleri diyorsun. Sonra bakıyorsun ki bu devran hep böyle dönüyor, sömürülen oluyorsun.

Ama Cengiz olsun diyenlerden, vazgeçmeyenlerden. Halk TV İstanbul Bürosu açıldığında İstanbul’a transfer oluyor. Elinde bir valiz, Beşiktaş’ta bir eve yerleşiyor. Nereden bilsin Türkiye’nin kalbi tam o dönem Taksim ve Beşiktaş’ta atacak ve kendisi atan bu kalbin en büyük tanığı olacak?

Polis müdahalesinin tam ortasında gencecik bir muhabir

Gezi Parkı’ndaki ağaçlar kesilmesin diye çadır kuran gençlerinin çadırlarının ateşe verilmesiyle başlayan Gezi olaylarının tam ortasına gidiyor Cengiz. Gezi Parkı neresi bilmiyorken üstelik. Yanında kameramanı. Bu kitapla ilk kez öğreniyorum ki Cengiz o haberleri ne zor şartlar altında yapmış. Kasetli bir kamerayla, 3G’siz, canlı yayın aracı olmadan yayın yapmak kolay değil. Ama tam 22 gün böyle çalışmış Cengiz. Geceli, gündüzlü, gazı da, tazyikli suyu da yiyerek. Her gece evine yürüyerek dönmüş. Bunları okuyunca bizim haberlere özel araçlarla, en iyi kameralarla gittiğimizi düşünü utandım. Helal olsun Makbule Cengiz’e dedim.

Halkın muhabiri Makbule Cengiz

Hatırlıyorsunuz, o dönem Gezi olaylarını Halk TV duyurdu sadece. Diğer medya organlarına baktığınızda “ha bir şeyler var” diyordunuz ama tam olarak ne olduğunu anlamıyordunuz. Makbule Cengiz hepimize orada tam olarak neler olduğunu anlatan kişi oldu. Elinde limonuyla, Talcidiyle, başında baretiyle dakika dakika neler yaşandığını anlattı. Kameraman olmadığı zaman da yılmadı, telefonla bağladı. O dönem, bir ülke bir haberi sadece tek kişiden öğrendi.

Ne yazık ki diğer kanalların basın emekçileri mikrofonlarından kanalların logolarını sökmek zorunda kaldı. Bir restoranın sahibinden kendi kulağımla şunu duydum: Halk TV çalışanı olmayan kimse burada yemek yiyemez. Halk tepkisinde haklı mıydı? Muhakkak haklıydı. Ama bazen ne yazık ki elden gelen bir şey olmuyor…

Cengiz böyle bir dönemde basının yüz akı oldu. Kendi tabiriyle masa başında oturan “süs biberi” gazetecilerden olmadı. Ayağında spor ayakkabısıyla, çoğu zaman biber gazı yüzünden yaşaran gözleriyle ve sık sık öksürerek oradan oraya koşturdu. İzleyenler onu çok sevdi, Twitter’dan destek mesajları yağdı, onun için dolma yapan da oldu, “korkma biz buradayız” diyen de.
Bunca sevilen bir muhabir çalıştığı kanaldan da aynı sevgi ve saygıyı görür diye düşündünüz değil mi? Yanıldınız.

Hem içeride hem dışarıda yalnız başına

Çok az bir paraya üstelik sigortasız çalıştırılan Makbule Cengiz’in bu kadar göz önünde olması Halk TV’nin başında bulunan Hakan Aygün’ü rahatsız etmiş. Bunu açık açık dile getirdiği gibi, Cengiz’in Taksim’de yediği biber gazlarından sonra yaptığı yayınları “Bizim kaltak iyi rol yapıyor” diye değerlendirmiş. Yanlış okumadınız, bir yönetici çalışanı için bu kelimeyi kullanmış! Yaptıkları bununla kalmamış, Halk TV’ye çıkmak isteyen CHP’li isimlerden para talep etmiş. Çoğu zaman bu konuda Makbule’nin aracılık yapmasını istemiş. Makbule Cengiz son ana kadar direnmiş bu olan bitene, her şey düzelir diye umut etmiş. Çok sevdiği işini böylece bırakıp gitmek istememiş.

İki kere kovulmak

Sonrası ise iki kere kovulmak. Ama bu kısmı siz okuyun istiyorum. Okuyun ki, “emek emek” diye en çok bağıran siyasilerin, ekran yüzlerinin, yöneticilerin en büyük emek hırsızı olduğunu anlayın. Halkın muhabiri Makbule Cengiz’in halkın değil Halk TV’nin yöneticileri tarafından hakkının nasıl yenildiğini görün. Ama ne güzel ki tarih sırça köşklerinde oturanları değil, mücadele edenleri yazıyor. Makbule Cengiz, Türkiye’nin basın tarihine adını onurluca yazdırdı.

P.S: İletişim okumak – gazeteci olmak isteyen gençlere bu kitap şiddetle tavsiye edilir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.